更新6.4元数据

This commit is contained in:
Ddggdd135
2026-02-25 11:56:46 +08:00
parent d3b9c06d9b
commit 716fc9b696
469 changed files with 177023 additions and 68408 deletions

View File

@@ -1153,5 +1153,11 @@
"Description": "İsim Kartı arka planı.\nAyaka yanında taşıdığı yelpazeleri sürekli değiştirir. Ona bir hediye alacaksan yaz yelpazesi veya fırlatma yelpazesi alma sakın. Dans yelpazesi veya çay yelpazesi alabilirsin.",
"Icon": "UI_NameCardIcon_Ayaka",
"PicturePrefix": "UI_NameCardPic_Ayaka"
},
"TraceEffect": {
"Id": 215018,
"Name": "Yankı: Buz Balıılı",
"Description": "Kamisato Ayaka'nın Hayali Yankısı. \"Kim demiş kış renksizdir diye? Bembeyaz karlar kaplar her bir yanı.\"",
"Icon": "UI_TraceEffectIcon_Ayaka"
}
}

View File

@@ -968,7 +968,7 @@
},
{
"Title": "Furina Hakkında",
"Context": "Ulusunu kurtarmak için \"kendiyle\" bir sözleşme yaptı, beş yüzyıldan fazla süre boyunca bu sözleşmeye sıkıca bağlı kaldı ve hatta nihayetinde Semavi İlkeleri bile kandırdı... Birinin kendine uyguladığı her türlü \"adalete\" saygı duyarım. Tanrılığını ve Hükümdar tahtını kaybetmiş olsa da Furina, Fontaine tarihinde Adalet Tanrısı olarak yer almayı hak ediyor."
"Context": "Ulusunu kurtarmak için \"kendiyle\" bir sözleşme yaptı, beş yüzyıldan fazla süre boyunca bu sözleşmeye sıkıca bağlı kaldı ve hatta nihayetinde Semavi İlkeler'i bile kandırdı... Birinin kendine uyguladığı her türlü \"adalete\" saygı duyarım. Tanrılığını ve Hükümdar tahtını kaybetmiş olsa da Furina, Fontaine tarihinde Adalet Tanrısı olarak yer almayı hak ediyor."
},
{
"Title": "Xianyun Hakkında",

View File

@@ -1180,5 +1180,11 @@
"Description": "İsim Kartı arka planı.\nKamelya, göğü yansıtan göle düştüğünde suda dalgalar oluşturur.",
"Icon": "UI_NameCardIcon_Ayato",
"PicturePrefix": "UI_NameCardPic_Ayato"
},
"TraceEffect": {
"Id": 215019,
"Name": "Yankı: Metanet Abidesi",
"Description": "Kamisato Ayato'nun Hayali Yankısı. \"Kim demiş sonbaharda dereler soğuk akar diye? Düşen çiçekler hâlâ süzülür suyun koynunda.\"",
"Icon": "UI_TraceEffectIcon_Ayato"
}
}

View File

@@ -823,7 +823,7 @@
"ConstellationBefore": "Ok Kalkanı",
"CvChinese": "张琦",
"CvJapanese": "柚木涼香",
"CvEnglish": "Shara Kirby & Anonim",
"CvEnglish": "Heather Gonzalez",
"CvKorean": "Jun Young-soo",
"CookBonus": {
"OriginItemId": 108461,

View File

@@ -1043,7 +1043,7 @@
},
{
"Title": "Xilonen'in Hobileri",
"Context": "Uyumak, dalıp gitmek ve güneşlenmek... Çalışmadığım zamanlarda boş bir kağıda bakmak bile ilginç geliyor bana hatta."
"Context": "Uyumak, dalıp gitmek ve güneşlenmek... Hatta çalışmadığım zamanlarda boş bir kağıda bakmak bile ilginç geliyor bana."
},
{
"Title": "Xilonen'in Dertleri",

View File

@@ -994,7 +994,7 @@
},
{
"Title": "Durin Hakkında: Büyüme",
"Context": "Sence ben olgunlaşıyor muyum? Nereden bakarsan bak, bu çocuksu bir görüntüm yok... Hem ben ilerlemeye devam etmek istiyorum!"
"Context": "Sence... Ben olgunlaşıyor muyum? Yani, artık küçük bir çocuk değilim, biraz daha yetişkin gibi davranmam gerekiyor. Hem... Geçmişte takılıp kalmak isteyeceğim en son şey bu."
},
{
"Title": "Durin Hakkında: Kontrolü Kaybetmek",

View File

@@ -876,6 +876,10 @@
]
},
"Fetters": [
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Bana Columbina, Kuutar veya Ay Tanrıçası diyebilirsin... Nasıl istersen. Birçok ismim olmasına alışkınım. Ne zaman ihtiyacın olursa ayın lütfunu bahşedebilirim sana."
},
{
"Title": "Sohbet: Şarkı Söylemek",
"Context": "Birileri dinlesin diye şarkı söylemiyorum. Yine de durup dinleyen olursa onlara biraz olsun huzur vermeyi dilerim."
@@ -888,10 +892,6 @@
"Title": "Sohbet: Uzun Yürüyüşler",
"Context": "Eskiden her gün Gümüş Ay Salonu'nda uzun yürüyüşler yapardım, bu yüzden beni merak etme. Ayak uydurabilirim."
},
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Bana Columbina, Kuutar veya Ay Tanrıçası diyebilirsin... Nasıl istersen. Birçok ismim olmasına alışkınım. Ne zaman ihtiyacın olursa ayın lütfunu bahşedebilirim sana."
},
{
"Title": "Yağmur Yağdığında",
"Context": "Bir yere sığınıp yağmurun dünyayı temizlemesini dinlemek tıpkı \"evimdeymişim\" gibi güvende hissetmemi sağlıyor."
@@ -1200,7 +1200,7 @@
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 4",
"Context": "Dolunay gecelerinde Columbina, Gümüş Ay Salonu'ndan sessizce ayrılıp küçük hayvanların evlerinin yakınında dolaşmayı severdi. Bazen bir ağaç kovuğu, bazense bir kuş yuvası olurdu bu. Yakınlarında durup nefeslerinin düzenli ritmini dinlerken gözlerini yukarıdaki aya kaldırırdı. Sanki bunu yaparken ayda gecenin nasıl olduğunu hayal edebiliyormuş gibi hissederdi; sessiz ve dingin... Öyle olduğunu umut ediyordu.\nBöyle gecelerde bir \"ev\"in nasıl olabileceğine dair hayaller kurardı.\nHiisi Adası'na tekrar döndüğünde günümüz Ay İlahicilerinden biriyle karşılaştı. Columbina, Donuk Ayın Çocukları ile çok zaman geçirmişti ama daha önce hiç bu kadar güzel ve devasa boynuzlar görmemişti.\n\"... Sözünüzü kestiğim için bağışlayın.\" diye araya girdi Donuk Ayın tanrıçası Canon. \"Donuk Ayın Çocukları arasında boynuzlu insan sayısının epey fazla olduğunu düşünmüştüm.\"\nColumbina, tarihte yaygın olmasına rağmen günümüzde boynuzlu doğanların az olduğunu ve hiçbirinin o Ay İlahicisi'ninki kadar görkemli boynuzlara sahip olmadığını anlattı.\n\"Soyun kaçınılmaz olarak saflığını yitirdi...\" Donuk Ayın tanrıçası iç geçirdi. \"Özür dilerim... Lütfen devam et Columbina Hyposelenia.\"\nO Ay İlahicisi'yle tanıştıktan sonra Columbina da zaman zaman onun evine gizli ziyaretlerde bulundu. Ancak ayın gelgitlerinin Ay İlahicisi'ne huzursuzluk ve acı getirdiğini fark etti. Öyle anlarda Columbina, Ay İlahicisi'ni çevreleyen gelgitleri yatıştırmak için kendi gücünü kullanmaya çalışırdı. Bazen kendini tanıdık melodiler mırıldanırken bulurdu. İçgüdüsel olarak doğumundan önce kendisini teselli eden ninniyi söylerdi.\n\"Doğumundan önceki ninni mi?\" Bu kez konuşan, Ebedi Ayın tanrıçası Aria'ydı.\nColumbina, doğmadan önce duyduğu melodileri anlattı.\nÜç tanrıça başlarını salladı. Bu şarkı hakkında hiçbir bilgileri yoktu.\nColumbina onlara gelecek dünyadan hikayeler anlatmaya devam etti. O dünyadaki sunuların lezzetinden, opera salonlarındaki müziğe... Sırtında kurmalı bir mekanizması olan bir arkadaştan, arkadaşı olan eski bir meleğe kadar...\nSon olarak Ay Duası Gecesinden bahsetti.\nÜç ay tanrıçası o gecenin güzelliğinden derinden etkilendi. Kim bilir, belki de Columbina bunları anlatırken kendini gülümsemekten alıkoyamadığı içindi.\n\"Bizim zamanımızda göklerin tanrıları aşağıdaki dünyayla nadiren bu kadar derin bağlar kurardı.\" dedi Donuk Ayın tanrıçası.\n\"Evet. Herkes bana iyi davrandı. Hatta birlikte su topu bile oynadık.\"\n\"İnanılır gibi değil. Anlaşılan bizim dönemimiz fazla muhafazakarmış.\" dedi Ebedi Ayın tanrıçası şaşkınlığını gizlemeden.\n\"Hatta birbirimizin yüzüne küçük çıkartmalar bile yapıştırdık.\"\nÜç tanrıça şaşkın bir şekilde hafifçe iç çektiler.\n\"Ayrıca yemeğimizi de paylaştık, birbirimizin elindeki şekerlemeleri tattık.\"\nTanrıçalar sessizliğe büründü. Columbina, aralarında kıskançlık yüklü bakışların gidip geldiğini hissetti.\nAradan uzun bir süre geçti. Sonra da Hareli Ayın tanrıçası Sonnet şaşkınlıkla bir iç çekti.\n\"Vay be...\""
"Context": "Dolunay gecelerinde Columbina, Gümüş Ay Salonu'ndan sessizce ayrılıp küçük hayvanların evlerinin yakınında dolaşmayı severdi. Bazen bir ağaç kovuğu, bazense bir kuş yuvası olurdu bu. Yakınlarında durup nefeslerinin düzenli ritmini dinlerken gözlerini yukarıdaki aya kaldırırdı. Sanki bunu yaparken ayda gecenin nasıl olduğunu hayal edebiliyormuş gibi hissederdi; sessiz ve dingin... Öyle olduğunu umut ediyordu.\nBöyle gecelerde bir \"ev\"in nasıl olabileceğine dair hayaller kurardı.\nHiisi Adası'na tekrar döndüğünde günümüz Ay İlahicilerinden biriyle karşılaştı. Columbina, Donuk Ayın Çocukları ile çok zaman geçirmişti ama daha önce hiç bu kadar güzel ve devasa boynuzlar görmemişti.\n\"... Sözünüzü kestiğim için bağışlayın.\" diye araya girdi Donuk Ayın tanrıçası Canon. \"Donuk Ayın Çocukları arasında boynuzlu insan sayısının epey fazla olduğunu düşünmüştüm.\"\nColumbina, tarihte yaygın olmasına rağmen günümüzde boynuzlu doğanların az olduğunu ve hiçbirinin o Ay İlahicisi'ninki kadar görkemli boynuzlara sahip olmadığını anlattı.\n\"Soy kaçınılmaz olarak saflığını yitirdi...\" Donuk Ayın tanrıçası iç geçirdi. \"Özür dilerim... Lütfen devam et Columbina Hyposelenia.\"\nO Ay İlahicisi'yle tanıştıktan sonra Columbina da zaman zaman onun evine gizli ziyaretlerde bulundu. Ancak ayın gelgitlerinin Ay İlahicisi'ne huzursuzluk ve acı getirdiğini fark etti. Öyle anlarda Columbina, Ay İlahicisi'ni çevreleyen gelgitleri yatıştırmak için kendi gücünü kullanmaya çalışırdı. Bazen kendini tanıdık melodiler mırıldanırken bulurdu. İçgüdüsel olarak doğumundan önce kendisini teselli eden ninniyi söylerdi.\n\"Doğumundan önceki ninni mi?\" Bu kez konuşan, Ebedi Ayın tanrıçası Aria'ydı.\nColumbina, doğmadan önce duyduğu melodileri anlattı.\nÜç tanrıça başlarını salladı. Bu şarkı hakkında hiçbir bilgileri yoktu.\nColumbina onlara gelecek dünyadan hikayeler anlatmaya devam etti. O dünyadaki sunuların lezzetinden, opera salonlarındaki müziğe... Sırtında kurmalı bir mekanizması olan bir arkadaştan, arkadaşı olan eski bir meleğe kadar...\nSon olarak Ay Duası Gecesinden bahsetti.\nÜç ay tanrıçası o gecenin güzelliğinden derinden etkilendi. Kim bilir, belki de Columbina bunları anlatırken kendini gülümsemekten alıkoyamadığı içindi.\n\"Bizim zamanımızda göklerin tanrıları aşağıdaki dünyayla nadiren bu kadar derin bağlar kurardı.\" dedi Donuk Ayın tanrıçası.\n\"Evet. Herkes bana iyi davrandı. Hatta birlikte su topu bile oynadık.\"\n\"İnanılır gibi değil. Anlaşılan bizim dönemimiz fazla muhafazakarmış.\" dedi Ebedi Ayın tanrıçası şaşkınlığını gizlemeden.\n\"Hatta birbirimizin yüzüne küçük çıkartmalar bile yapıştırdık.\"\nÜç tanrıça şaşkın bir şekilde hafifçe iç çektiler.\n\"Ayrıca yemeğimizi de paylaştık, birbirimizin elindeki şekerlemeleri tattık.\"\nTanrıçalar sessizliğe büründü. Columbina, aralarında kıskançlık yüklü bakışların gidip geldiğini hissetti.\nAradan uzun bir süre geçti. Sonra da Hareli Ayın tanrıçası Sonnet şaşkınlıkla bir iç çekti.\n\"Vay be...\""
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 5",

View File

@@ -910,7 +910,7 @@
"VisionOverrideLocked": "Ay Çarkı",
"VisionOverrideUnlocked": "Ay Çarkı",
"ConstellationBefore": "Beyaz At",
"CvChinese": "昱头",
"CvChinese": "Mace",
"CvJapanese": "福圓美里",
"CvEnglish": "Laura Welsh",
"CvKorean": "Chun Song-e",
@@ -925,6 +925,10 @@
]
},
"Fetters": [
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Adım Zibai. Bir zamanlar ölümlüler tarafından Beyaz At Adeptus olarak biliniyordum ama artık fanilerin diyarına indiğime göre bana sadece Zibai diyebilirsin."
},
{
"Title": "Sohbet: Ay",
"Context": "Toprağa bahşedilen göklerin, yağmurun ve bulutların bereketini tüm dünya paylaşır. Ay, asla yabancı bir diyar olmamıştır..."
@@ -937,10 +941,6 @@
"Title": "Sohbet: Adeptus Büyüsü",
"Context": "Adeptus Büyüleri gerçekten mucizevidir, fakat kişi bu büyüleri geliştirmeden önce zihnini geliştirmezse tüm başarıları ayın su üzerindeki yansıması gibi en ufak bir dokunuşla dağılır."
},
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Adım Zibai. Bir zamanlar ölümlüler tarafından Beyaz At Adeptus olarak biliniyordum ama artık fanilerin diyarına indiğime göre bana sadece Zibai diyebilirsin."
},
{
"Title": "Yağmur Yağdığında",
"Context": "Ay zar zor görünüyor..."
@@ -1217,11 +1217,11 @@
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 1",
"Context": "Liyue'nin dört bir yanında anlatılan Beyaz At Adeptus efsanelerinin onun yok oluşundan doğduğunu çok az kişi bilir.\nO, binlerce yıl önce ölümlülerin yolculuğuna rehberlik etmek için göklerden inen bir elçiydi.\nO, Kum Kristallerinin ve değerli taşların diyarı kadim Lang-Gan krallığını gözetirdi. Krallığın halkına toprağı işlemeyi ve dokumayı öğreten oydu. Bunun bir sonucu olarak halk, bereketli hasatlarla zenginleşti ve ambarları dolup taştı.\nBöylece, o kadim krallığın halkı ona Toprak ve Tahıl Tanrısı olarak tapınmaya başladı.\nOnun bilge öğütleri altında Lang-Gan, birleşmiş medeniyetin parıldayan bir incisi olarak refaha kavuştu.\nNe var ki hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Dünyanın ötesinden öngörülemeyen bir felaket indi ve gökyüzünde yıkıcı bir savaş patlak verdi.\nO felaketin karanlık bir kötülükle yüklü şok dalgaları Lang-Gan'ın üzerine çöktü. Bunun ardından, göklerin karanlığı temizleme konusundaki o sarsılmaz iradesi kendini gösterdi.\nKutsal irade, ilahi bir ceza gibi bir araya gelerek kadim krallığa saldırdı ve kirlenmiş topraklarını dünyadan silip süpürdü.\nZibai, gözettiği insanlar için bir umut ışığı elde etmek adına göklerin iradesine karşı geldi.\nBöylece ağır bir darbeyle ruhu üç parçaya ayrıldı, bir daha asla ölümlü dünyanın arzularına kulak asmayacaktı.\nFakat sebebi acıma duygusu muydu yoksa bir haini cezalandırma arzusu mu bilinmez ama olanları göklerden izleyen bir gölge, Zibai'a elini uzattı.\nO andan itibaren Zibai'ın koparılmış üç ruhu, tam dağılacakları andan önceki o kısacık zaman diliminde, saniyenin küçücük bir parçasında donup hapsoldu...\nVe özü, hem yaşamın hem de ölümün ulaşılamaz olduğu bir rüyada sonsuza dek dolaşmaya başladı."
"Context": "Liyue'nin dört bir yanında anlatılan Beyaz At Adeptus efsanelerinin onun yok oluşundan doğduğunu çok az kişi bilir.\nO, binlerce yıl önce ölümlülerin yolculuğuna rehberlik etmek için göklerden inen bir elçiydi.\nO, Kum Kristallerinin ve değerli taşların diyarı kadim Lang-Gan krallığını gözetirdi. Krallığın halkına toprağı işlemeyi ve dokumayı öğreten oydu. Bunun bir sonucu olarak halk, bereketli hasatlarla zenginleşti ve ambarları dolup taştı.\nBöylece, o kadim krallığın halkı ona Toprak ve Tahıl Tanrısı olarak tapınmaya başladı.\nOnun bilge öğütleri altında Lang-Gan, birleşmiş medeniyetin parıldayan bir incisi olarak refaha kavuştu.\nNe var ki hiçbir şey sonsuza dek sürmez. Dünyanın ötesinden öngörülemeyen bir felaket indi ve gökyüzünde yıkıcı bir savaş patlak verdi.\nO felaketin karanlık bir kötülükle yüklü şok dalgaları Lang-Gan'ın üzerine çöktü. Bunun ardından, göklerin karanlığı temizleme konusundaki o sarsılmaz iradesi kendini gösterdi.\nKutsal irade, ilahi bir ceza gibi bir araya gelerek kadim krallığa saldırdı ve kirlenmiş topraklarını dünyadan silip süpürdü.\nZibai, gözettiği insanlar için bir umut ışığı elde etmek adına göklerin iradesine karşı geldi.\nBöylece ağır bir darbeyle ruhu üç parçaya ayrıldı, bir daha asla ölümlü dünyanın arzularına kulak asmayacaktı.\nSebebi acıma duygusu muydu yoksa bir haini cezalandırma arzusu mu bilinmez ama olanları göklerden izleyen bir gölge, Zibai'a elini uzattı.\nO andan itibaren Zibai'ın koparılmış üç ruhu, tam dağılacakları andan önceki o kısacık zaman diliminde, saniyenin küçücük bir parçasında donup hapsoldu...\nVe özü, hem yaşamın hem de ölümün ulaşılamaz olduğu bir rüyada sonsuza dek dolaşmaya başladı."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 2",
"Context": "Çok eski zamanlarda Zibai, ayların bir elçisi olarak ölümlü dünyaya indiğinde son derece sıra dışı bir varlıkla dostluk kurdu.\nHer ne kadar ölümlü bir insanın suretine bürünmüş olsa ve göz alıcı bir simaya sahip olsa da bulutların ve sisin üzerinde gezinebiliyor, dağları yerinden oynatıp denizleri doldurabiliyor, kayaları tuzla buz edip yeşim taşını toza dönüştürebiliyordu.\nAncak ilahi güçlerle yarışabilecek güçlere sahip olmasına rağmen melek ırkından değildi ve bu, Zibai'ı çok şaşırtmıştı.\nBir gün, Adeptus Büyülerinde yarışmak için dağların tepesinde buluşmak üzere anlaştılar, ancak vakit geldiğinde rakibi ortalıkta yoktu. Ufuktan gelen uzak bir gürültüden başka bir şey duyulmuyordu.\nZibai sesi takip etti ve bulutların üzerinde, şiddetli bir çatışmaya girmiş birbirinin aynısı üç figür gördü.\nKılıç seslerinin ortasında belli belirsiz bir savaş narası duyuldu: \"Toprağın Efendisi, Göğün Yıldızı!\"\nKısa bir süre sonra çatışma sona erdi ve üç figür birleşip tek bir vücut halinde Zibai'ın önüne indi. Figür, o sıra dışı arkadaşından başkası değildi.\nBu konu Zibai'ın çok ilgisini çekmişti. Arkadaşı sırlarını ondan saklamadı ve cömertçe paylaştı. Böylece Zibai kadim \"Üçlü Aforoz\" büyüsünü, yani \"Üç Fani Benlik\"i nasıl ayıracağını öğrenmiş oldu.\nBu sözde Fani Benlikler, uygulayıcının zihnini kirleten saf olmayan düşünceler ve kötü arzulardır. Onlar ortadan kaldırıldığında lekesiz, saf ve temiz benlik görünür hale gelir.\nAncak Zibai, göklerin ve Üç Ayın bir elçisi olarak, böyle sapkın düşünceler barındırmıyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın Üç Fani Benliğini kesip atamadı.\nArkadaşı ise hiç istifini bozmadan yalnızca şunları söyledi: \"Göklerin iradesi değişkendir, yerinde durmaz; beyaz bulutlarsa süzülür ve gri tazılara dönüşür.\" Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp gitti.\nO zamanlar insanlığa rehberlik edeceği o uzun yolculukta, insani duyguların kalbine nasıl sinsice kök salacağını henüz bilmiyordu.\nHatta daha uzak bir gelecekte, sevdiği ulusa verilen ilahi cezaya kendi gözleriyle tanık olduğunda hıncın, korkunun ve hüznün, tıpkı kemik artıklarına üşüşen kurtçuklar gibi ruhunu yavaş yavaş kemireceğini de henüz bilmiyordu.\nO anda Üç Fani Benliğini kesinlikle ayıracaktı. Eski benliğini terk edecek, ölümlülerin arasına saklanacak ve göklerden intikam almak için elindeki son fırsat kıvılcımını harlı tutacaktı.\nAncak arkadaşının dediği gibi, \"Göklerin iradesi değişkendir, yerinde durmaz; beyaz bulutlarsa süzülür ve gri tazılara dönüşür.\" Tam o anda, onu uzun süredir izleyen gölge, üzerine hem merhametten hem de lanetten örülü bir kafes geçirecekti."
"Context": "Çok eski zamanlarda Zibai, ayların bir elçisi olarak ölümlü dünyaya indiğinde son derece sıra dışı bir varlıkla dostluk kurdu.\nHer ne kadar ölümlü bir insanın suretine bürünmüş olsa ve göz alıcı bir simaya sahip olsa da bulutların ve sisin üzerinde gezinebiliyor, dağları yerinden oynatıp denizleri doldurabiliyor, kayaları tuzla buz edip yeşim taşını toza dönüştürebiliyordu.\nAncak ilahi güçlerle yarışabilecek kuvvete sahip olmasına rağmen melek ırkından değildi ve bu, Zibai'ı çok şaşırtmıştı.\nBir gün, Adeptus Büyülerinde yarışmak için dağların tepesinde buluşmak üzere anlaştılar, ancak vakit geldiğinde rakibi ortalıkta yoktu. Ufuktan gelen uzak bir gürültüden başka bir şey duyulmuyordu.\nZibai sesi takip etti ve bulutların üzerinde, şiddetli bir çatışmaya girmiş birbirinin aynısı üç figür gördü.\nKılıç seslerinin ortasında belli belirsiz bir savaş narası duyuldu: \"Toprağın Efendisi, Göğün Yıldızı!\"\nKısa bir süre sonra çatışma sona erdi ve üç figür birleşip tek bir vücut halinde Zibai'ın önüne indi. Figür, o sıra dışı arkadaşından başkası değildi.\nBu konu Zibai'ın çok ilgisini çekmişti. Arkadaşı sırlarını ondan saklamadı ve cömertçe paylaştı. Böylece Zibai kadim \"Üçlü Aforoz\" büyüsünü, yani \"Üç Fani Benlik\"i nasıl ayıracağını öğrenmiş oldu.\nBu sözde Fani Benlikler, uygulayıcının zihnini kirleten saf olmayan düşünceler ve kötü arzulardır. Onlar ortadan kaldırıldığında lekesiz, saf ve temiz benlik görünür hale gelir.\nAncak Zibai, göklerin ve Üç Ayın bir elçisi olarak, böyle sapkın düşünceler barındırmıyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın Üç Fani Benliğini kesip atamadı.\nArkadaşı ise hiç istifini bozmadan yalnızca şunları söyledi: \"Göklerin iradesi değişkendir, yerinde durmaz; beyaz bulutlarsa süzülür ve gri tazılara dönüşür.\" Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp gitti.\nO zamanlar insanlığa rehberlik edeceği o uzun yolculukta, insani duyguların kalbine nasıl sinsice kök salacağını henüz bilmiyordu.\nHatta daha uzak bir gelecekte, sevdiği ulusa verilen ilahi cezaya kendi gözleriyle tanık olduğunda hıncın, korkunun ve hüznün, tıpkı kemik artıklarına üşüşen kurtçuklar gibi ruhunu yavaş yavaş kemireceğini de henüz bilmiyordu.\nO anda Üç Fani Benliğini kesinlikle ayıracaktı. Eski benliğini terk edecek, ölümlülerin arasına saklanacak ve göklerden intikam almak için elindeki son fırsat kıvılcımını harlı tutacaktı.\nAncak arkadaşının dediği gibi, \"Göklerin iradesi değişkendir, yerinde durmaz; beyaz bulutlarsa süzülür ve gri tazılara dönüşür.\" Tam o anda, onu uzun süredir izleyen gölge, üzerine hem merhametten hem de lanetten örülü bir kafes geçirecekti."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 3",

View File

@@ -866,7 +866,7 @@
"VisionBefore": "Toprak",
"VisionOverrideUnlocked": "Önsezi",
"ConstellationBefore": "Sarıasma",
"CvChinese": "Mace",
"CvChinese": "昱头",
"CvJapanese": "梅田修一朗",
"CvEnglish": "Jonathon Ha",
"CvKorean": "Hwang Dong-hyun",
@@ -881,6 +881,10 @@
]
},
"Fetters": [
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Selam! Ben Illuga, Işık Muhafızları araştırma ekibinin lideriyim. Yolunu mu kaybettin? Heh, merak etme... Bu hep olur. Bu yollar en iyi şartlarda bile pek \"gezgin dostu\" sayılmaz. Şimdi beni takip et, yolunu aydınlatayım."
},
{
"Title": "Sohbet: Tetikte",
"Context": "Derler ki yüzeyde her şey ne kadar sakin görünürse tehlikenin gölgelerde pusuya yatma olasılığı o kadar artar... Her zaman doğru mudur bilmem ama tetikte olmak iyidir."
@@ -893,10 +897,6 @@
"Title": "Sohbet: Zorluk",
"Context": "Sadece iyi olduğun şeyi yapmak yetmez. Bazen güçlenmenin tek yolu konfor alanından çıkmaktır."
},
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Selam! Ben Illuga, Işık Muhafızları araştırma ekibinin lideriyim. Yolunu mu kaybettin? Heh, merak etme... Bu hep olur. Bu yollar en iyi şartlarda bile pek \"gezgin dostu\" sayılmaz. Şimdi beni takip et, yolunu aydınlatayım."
},
{
"Title": "Yağmurdan Sonra",
"Context": "Güneş geri döndü! Anlaşılan ışık yine galip geldi."
@@ -1169,15 +1169,15 @@
"FetterStories": [
{
"Title": "Karakter Ayrıntıları",
"Context": "Nod-Krai'da bahar zalimdir.\nKarın dört mevsim boyunca yeryüzünün üstünü örttüğü ve altında gömülü hayata bir umut ışığı bile sunmadığı Kuzey Diyarı'nın aksine Nod-Krai'daki ilkbahar sahte bir iyimserlik hissi getirir.\nZorlu kış pençesini gevşetip buzlar susamış toprağa karışırken geçen yıldan beri derinlerde yatan tohumlar o tatlı ve nemli toprağı bir kez daha yudumluyor. Sıcaklığı hissedip kımıldanıyor, zamanın akışıyla gövdelerini ve yapraklarını paramparça eden o donuk düşmanın nihayet yok olduğunu hayal ediyorlar... O gelip geçici vaatten güç alan narin filizler, çatlamış toprağı yarıp çıkmak ve yukarıdaki havayı tatmak için çabalıyor.\nAncak bunların hepsi bir yalan, gafiller için örülmüş bir tuzaktır. Tek bir erken bahar donu bile tüm çabalarını yok etmeye, geriye bomboş bir yaban bırakmaya yeter... Issız, yıkık ve çorak.\nNod-Krai'da baharlar kurnazdır.\nAma eğer bir bitki o acımasız rüzgarı ve soğuğu, toprağın dahi yorgun düştüğü o zorlu koşulları atlatabilirse en gösterişsiz Kış Buzotu bile yeniden doğan dünyada kendi gün ışığını bulabilir. Bu, direncin veya belki de cesaretin bir mükafatıdır, ki zaten ikisi çoğu zaman birbirine bağlıdır.\nBelki de bu yüzden Nod-Krai'ın Işık Muhafızları kendilerini Kış Buzotlarına benzetmeleriyle tanınır. Ne var ki o yakıcı soğuğa dayanıp ilkbahara sağ çıkabilenler çok azdır. Ve deniz fenerinin gölgesinde büyümüş olan Illuga, bir bitki yerine güneş ışığının bizzat kendisi olmayı hayal eder.\nIşık Muhafızları arasında aktarılan ve çok az kişinin bildiği bir hikayeye göre gagalarında ateşten fitillerle zifiri karanlığa kanat çırpan bülbüller, gökte kayan yıldızlar misali akıp giderler. Taşıdıkları o için için yanan korlar, aslında gündüzün aydınlığını taşımaktadır.\nIlluga, Nikita'ya hiçbir zaman bir Kış Buzotu olmaktansa bülbül olmayı yeğlediğini söylemedi."
"Context": "Nod-Krai'da bahar zalimdir.\nKarın dört mevsim boyunca yeryüzünün üstünü örttüğü ve altında gömülü hayata bir umut ışığı bile sunmadığı Kuzey Diyarı'nın aksine Nod-Krai'daki ilkbahar sahte bir iyimserlik hissi getirir.\nZorlu kış, pençesini gevşetip buzlar susamış toprağa karışırken geçen yıldan beri derinlerde yatan tohumlar o tatlı ve nemli toprağı bir kez daha yudumluyor. Sıcaklığı hissedip kımıldanıyor, zamanın akışıyla gövdelerini ve yapraklarını paramparça eden o donuk düşmanın nihayet yok olduğunu hayal ediyorlar... O gelip geçici vaatten güç alan narin filizler, çatlamış toprağı yarıp çıkmak ve yukarıdaki havayı tatmak için çabalıyor.\nAncak bunların hepsi bir yalan, gafiller için örülmüş bir tuzaktır. Tek bir erken bahar donu bile tüm çabalarını yok etmeye, geriye bomboş bir yaban bırakmaya yeter... Issız, yıkık ve çorak.\nNod-Krai'da baharlar kurnazdır.\nAma eğer bir bitki o acımasız rüzgarı ve soğuğu, toprağın dahi yorgun düştüğü o zorlu koşulları atlatabilirse en gösterişsiz Kış Buzotu bile yeniden doğan dünyada kendi gün ışığını bulabilir. Bu, direncin veya belki de cesaretin bir mükafatıdır, ki zaten ikisi çoğu zaman birbirine bağlıdır.\nBelki de bu yüzden Nod-Krai'ın Işık Muhafızları kendilerini Kış Buzotlarına benzetmeleriyle tanınır. Ne var ki o yakıcı soğuğa dayanıp ilkbahara sağ çıkabilenler çok azdır. Ve deniz fenerinin gölgesinde büyümüş olan Illuga, bir bitki yerine güneş ışığının bizzat kendisi olmayı hayal eder.\nIşık Muhafızları arasında aktarılan ve çok az kişinin bildiği bir hikayeye göre gagalarında ateşten fitillerle zifiri karanlığa kanat çırpan bülbüller, gökte kayan yıldızlar misali akıp giderler. Taşıdıkları o için için yanan korlar, aslında gündüzün aydınlığını taşımaktadır.\nIlluga, Nikita'ya hiçbir zaman bir Kış Buzotu olmaktansa bülbül olmayı yeğlediğini söylemedi."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 1",
"Context": "Kornasının neşeli sesi eşliğinde yolcu gemisi yavaşça Nasha Kasabası'nın yeni limanına yanaştı. Liman yetkilileri daha belgeleri inceleyemeden, yolcular karaya akın etmeye başlamıştı bile.\nBuradaki gümrük prosedürlerinin her zaman bir formaliteden ibaret olduğunu söylemeye gerek bile yok. Nod-Krai, serseriler için bir cennettir ve zenginliği veya statüsü ne olursa olsun girmek isteyen herkese kapıları sonuna kadar açıktır. Ancak bu kez farklı bir durum var. Gümrük görevlisi kayıtsızca yürürken gemiden henüz inmemiş bir çift göze çarpar.\n\"Birini mi bekliyorsunuz?\"\nGümrük görevlisi, çiftin belki de bir zorlukla karşılaşmış olabileceğini düşünerek yanlarına gelir.\n\"Hayır, bir zorlukla karşılaşmadık. Sadece birinin seyahat belgelerimizi kontrol etmesi gerektiğini düşündük. Eşim öylece çekip gidersek başımızın belaya girebileceğinden endişe etti sadece. Ama neyse ki geldiniz.\"\nKocası konuşurken karısı onun arkasına saklanıyor gibiydi. Herkesin içinde yüzünü göstermeye alışkın değil gibi bir hali vardı.\nKim bilir, belki de gemicilerin o sonu gelmez övünmelerine aldanıp memleketlerini geride bırakan, iki yakasını bir araya getirmeye çalışan genç bir çifttiler. Belki de toplumun dayatmalarına başkaldırmak uğruna geceleyin gizlice gemiye binen, meteliksiz bir gençle kaçmak için o el bebek gül bebek hayatını terk eden bir kızdı.\nDurum ne olursa olsun bir önemi yoktu. Burası Nod-Krai'dı ve hiç kimseye nereden geldiği sorulmazdı.\nKayıtları tamamlanınca gümrük görevlisi öylece durup silüetlerinin kayboluşunu izledi. Göğsünde belli belirsiz, tarif edilemez bir kıpırdanma vardı.\nVaktiyle sıradan insanlar için Nod-Krai'da düzenli bir geçim kaynağı bulmak, erişilmesi güç bir lükstü. Neyse ki bu çift için artık eşine az rastlanan o güzel zamanlar gelip çatmıştı. Uzun zaman boyunca musallat olmuş olan Vahşi Av, on yıllardır büyük çaplı bir saldırıya kalkışmamıştı. Bir zamanlar yarattığı o dehşet, artık sadece kopuk anılarda yaşıyor; zaman geçtikçe ve o günleri bizzat görenler öldükçe silikleşiyor, kasaba hanlarında fısıltıyla anlatılan ürkütücü halk masallarına dönüşüyordu. Buraya yerleşecek, belki bir yuva kuracak, hatta belki çoluk çocuğa karışacaklardı. Belki de onları tehlikeden uzak, kırsal, adeta masalsı bir yaşam bekliyordu.\nPeki ama böylesi huzurlu zamanlar sonsuza kadar sürebilir mi gerçekten?\n...\nFelaketlerin \"geliyorum\" deme gibi bir huyu yoktur. Illuga gözlerini açtığında kendini bir alev denizinin ortasında buldu.\nEğer bu gerçekten ateş olsaydı renginin kızıl olması gerekirdi. Fakat etrafını saran şey, tıpkı alev gibi kıvranıp dans eden, obsidiyen karası perdelerdi. Geceleri kurt ulumaları eşliğinde anlatılan ve ilk kabuslarına şekil veren o kadim masallarda, buna benzer alevlerden bahsedildiğini anımsadı.\nBelki de en nihayetinde bunlar kabus değildi. Veya belki de kabuslar, gerçekliğin yüksek sesle dile getirmeyi reddettiği ve olduğu gibi açığa çıkan hakikatlerdi.\nBaşka bir çocuk olsaydı muhtemelen korkudan ağlardı. Ama Illuga, annesinin ona kara ateşin hikayesini anlatırken söylediklerini hâlâ hatırlıyordu. Ağlamamalıydı, çünkü ağlarsa yaşam belirtisi arayan canavarlar onu bulurdu. Nitekim etrafındaki feryatlar ve çığlıklar çok geçmeden sustu, canavarlar hepsini götürmüş olmalıydı.\nO ölümcül sessizliğin ne kadar sürdüğünü kestiremiyordu. Illuga yavaş yavaş, karanlığın içinden gelen, adeta cehennemin dibinden yükselen fısıltıları andıran o cılız ve kesik sesleri duymaya başladı. Fakat bu sesler de kısa sürede yitip gitti ve yerini aceleci adımların ağır ritmine ve ardından yayılan ışığa bıraktı.\n\"Zavallı minik şey, öyle fena titriyor ki... Burası bu kadar genç biri için uygun bir yer değil. Etrafta Vahşi Av dışında canlı hiçbir şey yok.\"\n\"Gerçekten harika bir anneydi... Evladı için... Bütün bunlara dayanabilen bir çocuk ileride mutlaka çok güçlü olur.\"\nSahip olduğu her şeyi ve ailesini kaybetmek, Illuga'ya bir trajediden çok başka bir hayata ait bir rüyadan uyanmak gibi gelmişti. O felaketten gerçekten sağ kurtulmuş muydu? Artık anne babasının adını bile hatırlayamıyordu. Belki de Vahşi Av, bir zamanlar evi olarak gördüğü yerden daha fazlasını silip süpürmüştü. Belki de Illuga'nın eski hayatını da silerek geriye asla doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştı.\nGelgelelim yeterli zaman verilirse en derin yaralar bile kabuk bağlar ve iyileşir. Neyse ki burası Nod-Krai'dı ve burada hiç kimsenin geçmişi sorulmazdı."
"Context": "Kornasının neşeli sesi eşliğinde yolcu gemisi yavaşça Nasha Kasabası'nın yeni limanına yanaştı. Liman yetkilileri daha belgeleri inceleyemeden, yolcular karaya akın etmeye başlamıştı bile.\nBuradaki gümrük prosedürlerinin her zaman bir formaliteden ibaret olduğunu söylemeye gerek bile yok. Nod-Krai, serseriler için bir cennettir ve zenginliği veya statüsü ne olursa olsun girmek isteyen herkese kapıları sonuna kadar açıktır. Ancak bu kez farklı bir durum var. Gümrük görevlisi kayıtsızca yürürken gemiden henüz inmemiş bir çift göze çarpar.\n\"Birini mi bekliyorsunuz?\"\nGümrük görevlisi, çiftin belki de bir zorlukla karşılaşmış olabileceğini düşünerek yanlarına gelir.\n\"Hayır, bir zorlukla karşılaşmadık. Sadece birinin seyahat belgelerimizi kontrol etmesi gerektiğini düşündük. Eşim öylece çekip gidersek başımızın belaya girebileceğinden endişe etti sadece. Ama neyse ki geldiniz.\"\nKocası konuşurken karısı onun arkasına saklanıyor gibiydi. Herkesin içinde yüzünü göstermeye alışkın değilmiş gibi bir hali vardı.\nKim bilir, belki de gemicilerin o sonu gelmez övünmelerine aldanıp memleketlerini geride bırakan, iki yakasını bir araya getirmeye çalışan genç bir çifttiler. Belki de toplumun dayatmalarına başkaldırmak uğruna geceleyin gizlice gemiye binen, meteliksiz bir gençle kaçmak için o el bebek gül bebek hayatını terk eden bir kızdı.\nDurum ne olursa olsun bir önemi yoktu. Burası Nod-Krai'dı ve hiç kimseye nereden geldiği sorulmazdı.\nKayıtları tamamlanınca gümrük görevlisi öylece durup silüetlerinin kayboluşunu izledi. Göğsünde belli belirsiz, tarif edilemez bir kıpırdanma vardı.\nVaktiyle sıradan insanlar için Nod-Krai'da düzenli bir geçim kaynağı bulmak, erişilmesi güç bir lükstü. Neyse ki bu çift için artık eşine az rastlanan o güzel zamanlar gelip çatmıştı. Uzun zaman boyunca musallat olmuş olan Vahşi Av, on yıllardır büyük çaplı bir saldırıya kalkışmamıştı. Bir zamanlar yarattığı o dehşet, artık sadece kopuk anılarda yaşıyor; zaman geçtikçe ve o günleri bizzat görenler öldükçe silikleşiyor, kasaba hanlarında fısıltıyla anlatılan ürkütücü halk masallarına dönüşüyordu. Buraya yerleşecek, belki bir yuva kuracak, hatta belki çoluk çocuğa karışacaklardı. Belki de onları tehlikeden uzak, kırsal, adeta masalsı bir yaşam bekliyordu.\nPeki ama böylesi huzurlu zamanlar sonsuza kadar sürebilir mi gerçekten?\n...\nFelaketlerin \"geliyorum\" deme gibi bir huyu yoktur. Illuga gözlerini açtığında kendini bir alev denizinin ortasında buldu.\nEğer bu gerçekten ateş olsaydı renginin kızıl olması gerekirdi. Fakat etrafını saran şey, tıpkı alev gibi kıvranıp dans eden, obsidiyen karası perdelerdi. Geceleri kurt ulumaları eşliğinde anlatılan ve ilk kabuslarına şekil veren o kadim masallarda, buna benzer alevlerden bahsedildiğini anımsadı.\nBelki de en nihayetinde bunlar kabus değildi. Veya belki de kabuslar, gerçekliğin yüksek sesle dile getirmeyi reddettiği ve olduğu gibi açığa çıkan hakikatlerdi.\nBaşka bir çocuk olsaydı muhtemelen korkudan ağlardı. Ama Illuga, annesinin ona kara ateşin hikayesini anlatırken söylediklerini hâlâ hatırlıyordu. Ağlamamalıydı, çünkü ağlarsa yaşam belirtisi arayan canavarlar onu bulurdu. Nitekim etrafındaki feryatlar ve çığlıklar çok geçmeden sustu, canavarlar hepsini götürmüş olmalıydı.\nO ölümcül sessizliğin ne kadar sürdüğünü kestiremiyordu. Illuga yavaş yavaş, karanlığın içinden gelen, adeta cehennemin dibinden yükselen fısıltıları andıran o cılız ve kesik sesleri duymaya başladı. Fakat bu sesler de kısa sürede yitip gitti ve yerini aceleci adımların ağır ritmine ve ardından yayılan ışığa bıraktı.\n\"Zavallı minik şey, öyle fena titriyor ki... Burası bu kadar genç biri için uygun bir yer değil. Etrafta Vahşi Av dışında canlı hiçbir şey yok.\"\n\"Gerçekten harika bir anneydi... Evladı için... Bütün bunlara dayanabilen bir çocuk ileride mutlaka çok güçlü olur.\"\nSahip olduğu her şeyi ve ailesini kaybetmek, Illuga'ya bir trajediden çok başka bir hayata ait bir rüyadan uyanmak gibi gelmişti. O felaketten gerçekten sağ kurtulmuş muydu? Artık anne babasının adını bile hatırlayamıyordu. Belki de Vahşi Av, bir zamanlar evi olarak gördüğü yerden daha fazlasını silip süpürmüştü. Belki de Illuga'nın eski hayatını da silerek geriye asla doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştı.\nGelgelelim yeterli zaman verilirse en derin yaralar bile kabuk bağlar ve iyileşir. Neyse ki burası Nod-Krai'dı ve burada hiç kimsenin geçmişi sorulmazdı."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 2",
"Context": "Nasha Kasabası'nın curcunasıyla karşılaştırıldığında tepelerin üzerine kurulmuş olan Piramida daha çok bir askeri kaleyi andırıyordu. Yükselen bir deniz fenerinin etrafına inşa edilmiş olan şehir, masmavi gökyüzünün altındaki açık bir ovada tek başına nöbet tutan yalnız bir savaşçı gibi duruyordu.\nAra sıra çok ihtiyaç duyulan malzemeleri getiren bir tüccar dışında şehir neredeyse tamamen Işık Muhafızlarından oluşuyordu. Oradayken Illuga'nın hayatı huzur ve sükunet doluydu.\nOnu önceki hayatının küllerinden çekip çıkaran adam, yakın zamanda Starşina görevini devralan bir Işık Muhafızı olan Nikita'ydı. Ne var ki bu sıfat, omuzladığı yükü tarif etmeye yetmezdi. Zira son büyük savaştan sadece bir avuç kişi sağ kaldığı için, artık işi Işık Muhafızlarını sıfırdan inşa etmekten farksızdı.\nLempo Adaları halkı, ancak böylesi bir felaketi atlattıktan sonra atalarının aktardığı o korkunç masalların asılsız efsaneler olmadığını anlayabildi. Azimli birçok genç kadın ve erkek ileri çıkıp uzun gece boyu nöbet tutanların arasına katıldı.\nYeni katılan Işık Muhafızları, Nikita'ya olan samimiyetlerinden ona \"İhtiyar\" diyordu, fakat olsa olsa, yılların zorluklarıyla yıpranmış orta yaşlı bir adam denebilirdi ona. Düşünceli ve sezgileri kuvvetli biri olarak, doğru kişiyi doğru yere yerleştirme konusunda yetenekliydi. Bu da her üyeye bir amaç duygusu vererek kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlıyordu.\nÜyelerinin konforlu bir hayatı terk edip sonsuza dek tehlikenin kıyısında yaşamalarını talep eden ve karşılığında onur dışında pek bir şey sunmayan bir örgüt için bu durum bir mucize sayılırdı.\nAncak şimdilik bunun küçük Illuga'yla pek bir ilgisi yoktu.\nPiramida'daki ilk bir iki yılında Nikita, Illuga'yla bizzat ilgilendi. Günlük hayatın inceliklerini öğretmekte pek iyi değildi, bunun başlıca nedeni kendisinin de bunları bilmemesiydi. Ama Illuga'ya savaş hakkında çok şey öğretti. Vahşi hayvanların hareketlerini takip etmeyi, onları savunmasız anlarında yakalayıp öldürücü darbeyi nasıl vuracağını gösterdi. Illuga çabuk öğrendi. Önündeki savaşa odaklandığında kabuslar artık onu rahatsız edemiyor gibiydi.\nAncak çok geçmeden, belki de çocuklara haksızlık ettiğini düşündüğünden ve Işık Muhafızlarının safları genişledikçe askeri görevlerin giderek daha da yoğunlaşmasından ötürü Nikita, Piramida'ya sığınan savaş yetimlerini ayrı bir konuta yerleştirmeye ve onlara özel bakıcılar sağlamaya karar verdi.\nBu çocuklar arasında Illuga en büyükleriydi ve şehir içinde kendi başına özgürce dolaşabiliyordu. Işık Muhafızları büyük bir aile gibiydi; aralarında ona kendi evlatlarıymış gibi bakan birçok \"amca\" ve \"teyze\" vardı. Ancak Illuga bu tür iyiliklere karşı temkinli bir mesafe koyuyordu. Diğer çocuklara göz kulak olmaya yardım etmenin dışında kalan vaktinin çoğunu Işık Muhafızlarının arşivlerinde tek başına geçiriyor ve sıkıcı kayıt yığınları arasında kendini kaybediyordu.\nBu belgeler kahraman hikayeleriyle doluydu ama içlerinde tek bir zafer bile yoktu. Her kaydın sonunda aynı basmakalıp satır beliriyordu: \"Bu yüce Işık Muhafızı, evini korumak için hayatını feda etti.\"\n\"Ev mi?\" Illuga bu kavramdan içgüdüsel olarak uzaklaştı. Aslında burayı uzun zamandır evi olarak görüyordu ancak bu kelimeyi hiç sesli söylememişti, sanki bu kelimeyi kullanmazsa dünyayı bir şekilde aldatabileceğini düşünüyor gibiydi."
"Context": "Nasha Kasabası'nın curcunasıyla karşılaştırıldığında tepelerin üzerine kurulmuş olan Piramida daha çok bir askeri kaleyi andırıyordu. Yükselen bir deniz fenerinin etrafına inşa edilmiş olan şehir, masmavi gökyüzünün altındaki açık bir ovada tek başına nöbet tutan yalnız bir savaşçı gibi duruyordu.\nAra sıra çok ihtiyaç duyulan malzemeleri getiren bir tüccar dışında şehir neredeyse tamamen Işık Muhafızlarından oluşuyordu. Oradayken Illuga'nın hayatı huzur ve sükunet doluydu.\nOnu önceki hayatının küllerinden çekip çıkaran adam, yakın zamanda Starşina görevini devralan bir Işık Muhafızı olan Nikita'ydı. Ne var ki bu sıfat, omuzladığı yükü tarif etmeye yetmezdi. Zira son büyük savaştan sadece bir avuç kişi sağ kaldığı için, artık işi Işık Muhafızlarını sıfırdan inşa etmekten farksızdı.\nLempo Adaları halkı, ancak böylesi bir felaketi atlattıktan sonra atalarının aktardığı o korkunç masalların asılsız efsaneler olmadığını anlayabildi. Azimli birçok genç kadın ve erkek öne çıkıp uzun gece boyu nöbet tutanların arasına katıldı.\nYeni katılan Işık Muhafızları, Nikita'ya olan samimiyetlerinden ona \"İhtiyar\" diyordu, fakat olsa olsa, yılların zorluklarıyla yıpranmış orta yaşlı bir adam denebilirdi ona. Düşünceli ve sezgileri kuvvetli biri olarak, doğru kişiyi doğru yere yerleştirme konusunda yetenekliydi. Bu da her üyeye bir amaç duygusu vererek kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlıyordu.\nÜyelerinin konforlu bir hayatı terk edip sonsuza dek tehlikenin kıyısında yaşamalarını talep eden ve karşılığında onur dışında pek bir şey sunmayan bir örgüt için bu durum bir mucize sayılırdı.\nAncak şimdilik bunun küçük Illuga'yla pek bir ilgisi yoktu.\nPiramida'daki ilk bir iki yılında Nikita, Illuga'yla bizzat ilgilendi. Günlük hayatın inceliklerini öğretmekte pek iyi değildi, bunun başlıca nedeni kendisinin de bunları bilmemesiydi. Ama Illuga'ya savaş hakkında çok şey öğretti. Vahşi hayvanların hareketlerini takip etmeyi, onları savunmasız anlarında yakalayıp öldürücü darbeyi nasıl vuracağını gösterdi. Illuga çabuk öğrendi. Önündeki savaşa odaklandığında kabuslar artık onu rahatsız edemiyor gibiydi.\nAncak çok geçmeden, belki de çocuklara haksızlık ettiğini düşündüğünden ve Işık Muhafızlarının safları genişledikçe askeri görevlerin giderek daha da yoğunlaşmasından ötürü Nikita, Piramida'ya sığınan savaş yetimlerini ayrı bir konuta yerleştirmeye ve onlara özel bakıcılar sağlamaya karar verdi.\nBu çocuklar arasında Illuga en büyükleriydi ve şehir içinde kendi başına özgürce dolaşabiliyordu. Işık Muhafızları büyük bir aile gibiydi; aralarında ona kendi evlatlarıymış gibi bakan birçok \"amca\" ve \"teyze\" vardı. Ancak Illuga bu tür iyiliklere karşı temkinli bir mesafe koyuyordu. Diğer çocuklara göz kulak olmaya yardım etmenin dışında kalan vaktinin çoğunu Işık Muhafızlarının arşivlerinde tek başına geçiriyor ve sıkıcı kayıt yığınları arasında kendini kaybediyordu.\nBu belgeler kahraman hikayeleriyle doluydu ama içlerinde tek bir zafer bile yoktu. Her kaydın sonunda aynı basmakalıp satır beliriyordu: \"Bu yüce Işık Muhafızı, evini korumak için hayatını feda etti.\"\n\"Ev mi?\" Illuga bu kavramdan içgüdüsel olarak uzaklaştı. Aslında burayı uzun zamandır evi olarak görüyordu ancak bu kelimeyi hiç sesli söylememişti, sanki bu kelimeyi kullanmazsa dünyayı bir şekilde aldatabileceğini düşünüyor gibiydi."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 3",

File diff suppressed because one or more lines are too long