更新6.4元数据

This commit is contained in:
Ddggdd135
2026-02-25 11:56:46 +08:00
parent d3b9c06d9b
commit 716fc9b696
469 changed files with 177023 additions and 68408 deletions
+8 -8
View File
@@ -866,7 +866,7 @@
"VisionBefore": "Toprak",
"VisionOverrideUnlocked": "Önsezi",
"ConstellationBefore": "Sarıasma",
"CvChinese": "Mace",
"CvChinese": "昱头",
"CvJapanese": "梅田修一朗",
"CvEnglish": "Jonathon Ha",
"CvKorean": "Hwang Dong-hyun",
@@ -881,6 +881,10 @@
]
},
"Fetters": [
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Selam! Ben Illuga, Işık Muhafızları araştırma ekibinin lideriyim. Yolunu mu kaybettin? Heh, merak etme... Bu hep olur. Bu yollar en iyi şartlarda bile pek \"gezgin dostu\" sayılmaz. Şimdi beni takip et, yolunu aydınlatayım."
},
{
"Title": "Sohbet: Tetikte",
"Context": "Derler ki yüzeyde her şey ne kadar sakin görünürse tehlikenin gölgelerde pusuya yatma olasılığı o kadar artar... Her zaman doğru mudur bilmem ama tetikte olmak iyidir."
@@ -893,10 +897,6 @@
"Title": "Sohbet: Zorluk",
"Context": "Sadece iyi olduğun şeyi yapmak yetmez. Bazen güçlenmenin tek yolu konfor alanından çıkmaktır."
},
{
"Title": "Merhaba",
"Context": "Selam! Ben Illuga, Işık Muhafızları araştırma ekibinin lideriyim. Yolunu mu kaybettin? Heh, merak etme... Bu hep olur. Bu yollar en iyi şartlarda bile pek \"gezgin dostu\" sayılmaz. Şimdi beni takip et, yolunu aydınlatayım."
},
{
"Title": "Yağmurdan Sonra",
"Context": "Güneş geri döndü! Anlaşılan ışık yine galip geldi."
@@ -1169,15 +1169,15 @@
"FetterStories": [
{
"Title": "Karakter Ayrıntıları",
"Context": "Nod-Krai'da bahar zalimdir.\nKarın dört mevsim boyunca yeryüzünün üstünü örttüğü ve altında gömülü hayata bir umut ışığı bile sunmadığı Kuzey Diyarı'nın aksine Nod-Krai'daki ilkbahar sahte bir iyimserlik hissi getirir.\nZorlu kış pençesini gevşetip buzlar susamış toprağa karışırken geçen yıldan beri derinlerde yatan tohumlar o tatlı ve nemli toprağı bir kez daha yudumluyor. Sıcaklığı hissedip kımıldanıyor, zamanın akışıyla gövdelerini ve yapraklarını paramparça eden o donuk düşmanın nihayet yok olduğunu hayal ediyorlar... O gelip geçici vaatten güç alan narin filizler, çatlamış toprağı yarıp çıkmak ve yukarıdaki havayı tatmak için çabalıyor.\nAncak bunların hepsi bir yalan, gafiller için örülmüş bir tuzaktır. Tek bir erken bahar donu bile tüm çabalarını yok etmeye, geriye bomboş bir yaban bırakmaya yeter... Issız, yıkık ve çorak.\nNod-Krai'da baharlar kurnazdır.\nAma eğer bir bitki o acımasız rüzgarı ve soğuğu, toprağın dahi yorgun düştüğü o zorlu koşulları atlatabilirse en gösterişsiz Kış Buzotu bile yeniden doğan dünyada kendi gün ışığını bulabilir. Bu, direncin veya belki de cesaretin bir mükafatıdır, ki zaten ikisi çoğu zaman birbirine bağlıdır.\nBelki de bu yüzden Nod-Krai'ın Işık Muhafızları kendilerini Kış Buzotlarına benzetmeleriyle tanınır. Ne var ki o yakıcı soğuğa dayanıp ilkbahara sağ çıkabilenler çok azdır. Ve deniz fenerinin gölgesinde büyümüş olan Illuga, bir bitki yerine güneş ışığının bizzat kendisi olmayı hayal eder.\nIşık Muhafızları arasında aktarılan ve çok az kişinin bildiği bir hikayeye göre gagalarında ateşten fitillerle zifiri karanlığa kanat çırpan bülbüller, gökte kayan yıldızlar misali akıp giderler. Taşıdıkları o için için yanan korlar, aslında gündüzün aydınlığını taşımaktadır.\nIlluga, Nikita'ya hiçbir zaman bir Kış Buzotu olmaktansa bülbül olmayı yeğlediğini söylemedi."
"Context": "Nod-Krai'da bahar zalimdir.\nKarın dört mevsim boyunca yeryüzünün üstünü örttüğü ve altında gömülü hayata bir umut ışığı bile sunmadığı Kuzey Diyarı'nın aksine Nod-Krai'daki ilkbahar sahte bir iyimserlik hissi getirir.\nZorlu kış, pençesini gevşetip buzlar susamış toprağa karışırken geçen yıldan beri derinlerde yatan tohumlar o tatlı ve nemli toprağı bir kez daha yudumluyor. Sıcaklığı hissedip kımıldanıyor, zamanın akışıyla gövdelerini ve yapraklarını paramparça eden o donuk düşmanın nihayet yok olduğunu hayal ediyorlar... O gelip geçici vaatten güç alan narin filizler, çatlamış toprağı yarıp çıkmak ve yukarıdaki havayı tatmak için çabalıyor.\nAncak bunların hepsi bir yalan, gafiller için örülmüş bir tuzaktır. Tek bir erken bahar donu bile tüm çabalarını yok etmeye, geriye bomboş bir yaban bırakmaya yeter... Issız, yıkık ve çorak.\nNod-Krai'da baharlar kurnazdır.\nAma eğer bir bitki o acımasız rüzgarı ve soğuğu, toprağın dahi yorgun düştüğü o zorlu koşulları atlatabilirse en gösterişsiz Kış Buzotu bile yeniden doğan dünyada kendi gün ışığını bulabilir. Bu, direncin veya belki de cesaretin bir mükafatıdır, ki zaten ikisi çoğu zaman birbirine bağlıdır.\nBelki de bu yüzden Nod-Krai'ın Işık Muhafızları kendilerini Kış Buzotlarına benzetmeleriyle tanınır. Ne var ki o yakıcı soğuğa dayanıp ilkbahara sağ çıkabilenler çok azdır. Ve deniz fenerinin gölgesinde büyümüş olan Illuga, bir bitki yerine güneş ışığının bizzat kendisi olmayı hayal eder.\nIşık Muhafızları arasında aktarılan ve çok az kişinin bildiği bir hikayeye göre gagalarında ateşten fitillerle zifiri karanlığa kanat çırpan bülbüller, gökte kayan yıldızlar misali akıp giderler. Taşıdıkları o için için yanan korlar, aslında gündüzün aydınlığını taşımaktadır.\nIlluga, Nikita'ya hiçbir zaman bir Kış Buzotu olmaktansa bülbül olmayı yeğlediğini söylemedi."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 1",
"Context": "Kornasının neşeli sesi eşliğinde yolcu gemisi yavaşça Nasha Kasabası'nın yeni limanına yanaştı. Liman yetkilileri daha belgeleri inceleyemeden, yolcular karaya akın etmeye başlamıştı bile.\nBuradaki gümrük prosedürlerinin her zaman bir formaliteden ibaret olduğunu söylemeye gerek bile yok. Nod-Krai, serseriler için bir cennettir ve zenginliği veya statüsü ne olursa olsun girmek isteyen herkese kapıları sonuna kadar açıktır. Ancak bu kez farklı bir durum var. Gümrük görevlisi kayıtsızca yürürken gemiden henüz inmemiş bir çift göze çarpar.\n\"Birini mi bekliyorsunuz?\"\nGümrük görevlisi, çiftin belki de bir zorlukla karşılaşmış olabileceğini düşünerek yanlarına gelir.\n\"Hayır, bir zorlukla karşılaşmadık. Sadece birinin seyahat belgelerimizi kontrol etmesi gerektiğini düşündük. Eşim öylece çekip gidersek başımızın belaya girebileceğinden endişe etti sadece. Ama neyse ki geldiniz.\"\nKocası konuşurken karısı onun arkasına saklanıyor gibiydi. Herkesin içinde yüzünü göstermeye alışkın değil gibi bir hali vardı.\nKim bilir, belki de gemicilerin o sonu gelmez övünmelerine aldanıp memleketlerini geride bırakan, iki yakasını bir araya getirmeye çalışan genç bir çifttiler. Belki de toplumun dayatmalarına başkaldırmak uğruna geceleyin gizlice gemiye binen, meteliksiz bir gençle kaçmak için o el bebek gül bebek hayatını terk eden bir kızdı.\nDurum ne olursa olsun bir önemi yoktu. Burası Nod-Krai'dı ve hiç kimseye nereden geldiği sorulmazdı.\nKayıtları tamamlanınca gümrük görevlisi öylece durup silüetlerinin kayboluşunu izledi. Göğsünde belli belirsiz, tarif edilemez bir kıpırdanma vardı.\nVaktiyle sıradan insanlar için Nod-Krai'da düzenli bir geçim kaynağı bulmak, erişilmesi güç bir lükstü. Neyse ki bu çift için artık eşine az rastlanan o güzel zamanlar gelip çatmıştı. Uzun zaman boyunca musallat olmuş olan Vahşi Av, on yıllardır büyük çaplı bir saldırıya kalkışmamıştı. Bir zamanlar yarattığı o dehşet, artık sadece kopuk anılarda yaşıyor; zaman geçtikçe ve o günleri bizzat görenler öldükçe silikleşiyor, kasaba hanlarında fısıltıyla anlatılan ürkütücü halk masallarına dönüşüyordu. Buraya yerleşecek, belki bir yuva kuracak, hatta belki çoluk çocuğa karışacaklardı. Belki de onları tehlikeden uzak, kırsal, adeta masalsı bir yaşam bekliyordu.\nPeki ama böylesi huzurlu zamanlar sonsuza kadar sürebilir mi gerçekten?\n...\nFelaketlerin \"geliyorum\" deme gibi bir huyu yoktur. Illuga gözlerini açtığında kendini bir alev denizinin ortasında buldu.\nEğer bu gerçekten ateş olsaydı renginin kızıl olması gerekirdi. Fakat etrafını saran şey, tıpkı alev gibi kıvranıp dans eden, obsidiyen karası perdelerdi. Geceleri kurt ulumaları eşliğinde anlatılan ve ilk kabuslarına şekil veren o kadim masallarda, buna benzer alevlerden bahsedildiğini anımsadı.\nBelki de en nihayetinde bunlar kabus değildi. Veya belki de kabuslar, gerçekliğin yüksek sesle dile getirmeyi reddettiği ve olduğu gibi açığa çıkan hakikatlerdi.\nBaşka bir çocuk olsaydı muhtemelen korkudan ağlardı. Ama Illuga, annesinin ona kara ateşin hikayesini anlatırken söylediklerini hâlâ hatırlıyordu. Ağlamamalıydı, çünkü ağlarsa yaşam belirtisi arayan canavarlar onu bulurdu. Nitekim etrafındaki feryatlar ve çığlıklar çok geçmeden sustu, canavarlar hepsini götürmüş olmalıydı.\nO ölümcül sessizliğin ne kadar sürdüğünü kestiremiyordu. Illuga yavaş yavaş, karanlığın içinden gelen, adeta cehennemin dibinden yükselen fısıltıları andıran o cılız ve kesik sesleri duymaya başladı. Fakat bu sesler de kısa sürede yitip gitti ve yerini aceleci adımların ağır ritmine ve ardından yayılan ışığa bıraktı.\n\"Zavallı minik şey, öyle fena titriyor ki... Burası bu kadar genç biri için uygun bir yer değil. Etrafta Vahşi Av dışında canlı hiçbir şey yok.\"\n\"Gerçekten harika bir anneydi... Evladı için... Bütün bunlara dayanabilen bir çocuk ileride mutlaka çok güçlü olur.\"\nSahip olduğu her şeyi ve ailesini kaybetmek, Illuga'ya bir trajediden çok başka bir hayata ait bir rüyadan uyanmak gibi gelmişti. O felaketten gerçekten sağ kurtulmuş muydu? Artık anne babasının adını bile hatırlayamıyordu. Belki de Vahşi Av, bir zamanlar evi olarak gördüğü yerden daha fazlasını silip süpürmüştü. Belki de Illuga'nın eski hayatını da silerek geriye asla doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştı.\nGelgelelim yeterli zaman verilirse en derin yaralar bile kabuk bağlar ve iyileşir. Neyse ki burası Nod-Krai'dı ve burada hiç kimsenin geçmişi sorulmazdı."
"Context": "Kornasının neşeli sesi eşliğinde yolcu gemisi yavaşça Nasha Kasabası'nın yeni limanına yanaştı. Liman yetkilileri daha belgeleri inceleyemeden, yolcular karaya akın etmeye başlamıştı bile.\nBuradaki gümrük prosedürlerinin her zaman bir formaliteden ibaret olduğunu söylemeye gerek bile yok. Nod-Krai, serseriler için bir cennettir ve zenginliği veya statüsü ne olursa olsun girmek isteyen herkese kapıları sonuna kadar açıktır. Ancak bu kez farklı bir durum var. Gümrük görevlisi kayıtsızca yürürken gemiden henüz inmemiş bir çift göze çarpar.\n\"Birini mi bekliyorsunuz?\"\nGümrük görevlisi, çiftin belki de bir zorlukla karşılaşmış olabileceğini düşünerek yanlarına gelir.\n\"Hayır, bir zorlukla karşılaşmadık. Sadece birinin seyahat belgelerimizi kontrol etmesi gerektiğini düşündük. Eşim öylece çekip gidersek başımızın belaya girebileceğinden endişe etti sadece. Ama neyse ki geldiniz.\"\nKocası konuşurken karısı onun arkasına saklanıyor gibiydi. Herkesin içinde yüzünü göstermeye alışkın değilmiş gibi bir hali vardı.\nKim bilir, belki de gemicilerin o sonu gelmez övünmelerine aldanıp memleketlerini geride bırakan, iki yakasını bir araya getirmeye çalışan genç bir çifttiler. Belki de toplumun dayatmalarına başkaldırmak uğruna geceleyin gizlice gemiye binen, meteliksiz bir gençle kaçmak için o el bebek gül bebek hayatını terk eden bir kızdı.\nDurum ne olursa olsun bir önemi yoktu. Burası Nod-Krai'dı ve hiç kimseye nereden geldiği sorulmazdı.\nKayıtları tamamlanınca gümrük görevlisi öylece durup silüetlerinin kayboluşunu izledi. Göğsünde belli belirsiz, tarif edilemez bir kıpırdanma vardı.\nVaktiyle sıradan insanlar için Nod-Krai'da düzenli bir geçim kaynağı bulmak, erişilmesi güç bir lükstü. Neyse ki bu çift için artık eşine az rastlanan o güzel zamanlar gelip çatmıştı. Uzun zaman boyunca musallat olmuş olan Vahşi Av, on yıllardır büyük çaplı bir saldırıya kalkışmamıştı. Bir zamanlar yarattığı o dehşet, artık sadece kopuk anılarda yaşıyor; zaman geçtikçe ve o günleri bizzat görenler öldükçe silikleşiyor, kasaba hanlarında fısıltıyla anlatılan ürkütücü halk masallarına dönüşüyordu. Buraya yerleşecek, belki bir yuva kuracak, hatta belki çoluk çocuğa karışacaklardı. Belki de onları tehlikeden uzak, kırsal, adeta masalsı bir yaşam bekliyordu.\nPeki ama böylesi huzurlu zamanlar sonsuza kadar sürebilir mi gerçekten?\n...\nFelaketlerin \"geliyorum\" deme gibi bir huyu yoktur. Illuga gözlerini açtığında kendini bir alev denizinin ortasında buldu.\nEğer bu gerçekten ateş olsaydı renginin kızıl olması gerekirdi. Fakat etrafını saran şey, tıpkı alev gibi kıvranıp dans eden, obsidiyen karası perdelerdi. Geceleri kurt ulumaları eşliğinde anlatılan ve ilk kabuslarına şekil veren o kadim masallarda, buna benzer alevlerden bahsedildiğini anımsadı.\nBelki de en nihayetinde bunlar kabus değildi. Veya belki de kabuslar, gerçekliğin yüksek sesle dile getirmeyi reddettiği ve olduğu gibi açığa çıkan hakikatlerdi.\nBaşka bir çocuk olsaydı muhtemelen korkudan ağlardı. Ama Illuga, annesinin ona kara ateşin hikayesini anlatırken söylediklerini hâlâ hatırlıyordu. Ağlamamalıydı, çünkü ağlarsa yaşam belirtisi arayan canavarlar onu bulurdu. Nitekim etrafındaki feryatlar ve çığlıklar çok geçmeden sustu, canavarlar hepsini götürmüş olmalıydı.\nO ölümcül sessizliğin ne kadar sürdüğünü kestiremiyordu. Illuga yavaş yavaş, karanlığın içinden gelen, adeta cehennemin dibinden yükselen fısıltıları andıran o cılız ve kesik sesleri duymaya başladı. Fakat bu sesler de kısa sürede yitip gitti ve yerini aceleci adımların ağır ritmine ve ardından yayılan ışığa bıraktı.\n\"Zavallı minik şey, öyle fena titriyor ki... Burası bu kadar genç biri için uygun bir yer değil. Etrafta Vahşi Av dışında canlı hiçbir şey yok.\"\n\"Gerçekten harika bir anneydi... Evladı için... Bütün bunlara dayanabilen bir çocuk ileride mutlaka çok güçlü olur.\"\nSahip olduğu her şeyi ve ailesini kaybetmek, Illuga'ya bir trajediden çok başka bir hayata ait bir rüyadan uyanmak gibi gelmişti. O felaketten gerçekten sağ kurtulmuş muydu? Artık anne babasının adını bile hatırlayamıyordu. Belki de Vahşi Av, bir zamanlar evi olarak gördüğü yerden daha fazlasını silip süpürmüştü. Belki de Illuga'nın eski hayatını da silerek geriye asla doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştı.\nGelgelelim yeterli zaman verilirse en derin yaralar bile kabuk bağlar ve iyileşir. Neyse ki burası Nod-Krai'dı ve burada hiç kimsenin geçmişi sorulmazdı."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 2",
"Context": "Nasha Kasabası'nın curcunasıyla karşılaştırıldığında tepelerin üzerine kurulmuş olan Piramida daha çok bir askeri kaleyi andırıyordu. Yükselen bir deniz fenerinin etrafına inşa edilmiş olan şehir, masmavi gökyüzünün altındaki açık bir ovada tek başına nöbet tutan yalnız bir savaşçı gibi duruyordu.\nAra sıra çok ihtiyaç duyulan malzemeleri getiren bir tüccar dışında şehir neredeyse tamamen Işık Muhafızlarından oluşuyordu. Oradayken Illuga'nın hayatı huzur ve sükunet doluydu.\nOnu önceki hayatının küllerinden çekip çıkaran adam, yakın zamanda Starşina görevini devralan bir Işık Muhafızı olan Nikita'ydı. Ne var ki bu sıfat, omuzladığı yükü tarif etmeye yetmezdi. Zira son büyük savaştan sadece bir avuç kişi sağ kaldığı için, artık işi Işık Muhafızlarını sıfırdan inşa etmekten farksızdı.\nLempo Adaları halkı, ancak böylesi bir felaketi atlattıktan sonra atalarının aktardığı o korkunç masalların asılsız efsaneler olmadığını anlayabildi. Azimli birçok genç kadın ve erkek ileri çıkıp uzun gece boyu nöbet tutanların arasına katıldı.\nYeni katılan Işık Muhafızları, Nikita'ya olan samimiyetlerinden ona \"İhtiyar\" diyordu, fakat olsa olsa, yılların zorluklarıyla yıpranmış orta yaşlı bir adam denebilirdi ona. Düşünceli ve sezgileri kuvvetli biri olarak, doğru kişiyi doğru yere yerleştirme konusunda yetenekliydi. Bu da her üyeye bir amaç duygusu vererek kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlıyordu.\nÜyelerinin konforlu bir hayatı terk edip sonsuza dek tehlikenin kıyısında yaşamalarını talep eden ve karşılığında onur dışında pek bir şey sunmayan bir örgüt için bu durum bir mucize sayılırdı.\nAncak şimdilik bunun küçük Illuga'yla pek bir ilgisi yoktu.\nPiramida'daki ilk bir iki yılında Nikita, Illuga'yla bizzat ilgilendi. Günlük hayatın inceliklerini öğretmekte pek iyi değildi, bunun başlıca nedeni kendisinin de bunları bilmemesiydi. Ama Illuga'ya savaş hakkında çok şey öğretti. Vahşi hayvanların hareketlerini takip etmeyi, onları savunmasız anlarında yakalayıp öldürücü darbeyi nasıl vuracağını gösterdi. Illuga çabuk öğrendi. Önündeki savaşa odaklandığında kabuslar artık onu rahatsız edemiyor gibiydi.\nAncak çok geçmeden, belki de çocuklara haksızlık ettiğini düşündüğünden ve Işık Muhafızlarının safları genişledikçe askeri görevlerin giderek daha da yoğunlaşmasından ötürü Nikita, Piramida'ya sığınan savaş yetimlerini ayrı bir konuta yerleştirmeye ve onlara özel bakıcılar sağlamaya karar verdi.\nBu çocuklar arasında Illuga en büyükleriydi ve şehir içinde kendi başına özgürce dolaşabiliyordu. Işık Muhafızları büyük bir aile gibiydi; aralarında ona kendi evlatlarıymış gibi bakan birçok \"amca\" ve \"teyze\" vardı. Ancak Illuga bu tür iyiliklere karşı temkinli bir mesafe koyuyordu. Diğer çocuklara göz kulak olmaya yardım etmenin dışında kalan vaktinin çoğunu Işık Muhafızlarının arşivlerinde tek başına geçiriyor ve sıkıcı kayıt yığınları arasında kendini kaybediyordu.\nBu belgeler kahraman hikayeleriyle doluydu ama içlerinde tek bir zafer bile yoktu. Her kaydın sonunda aynı basmakalıp satır beliriyordu: \"Bu yüce Işık Muhafızı, evini korumak için hayatını feda etti.\"\n\"Ev mi?\" Illuga bu kavramdan içgüdüsel olarak uzaklaştı. Aslında burayı uzun zamandır evi olarak görüyordu ancak bu kelimeyi hiç sesli söylememişti, sanki bu kelimeyi kullanmazsa dünyayı bir şekilde aldatabileceğini düşünüyor gibiydi."
"Context": "Nasha Kasabası'nın curcunasıyla karşılaştırıldığında tepelerin üzerine kurulmuş olan Piramida daha çok bir askeri kaleyi andırıyordu. Yükselen bir deniz fenerinin etrafına inşa edilmiş olan şehir, masmavi gökyüzünün altındaki açık bir ovada tek başına nöbet tutan yalnız bir savaşçı gibi duruyordu.\nAra sıra çok ihtiyaç duyulan malzemeleri getiren bir tüccar dışında şehir neredeyse tamamen Işık Muhafızlarından oluşuyordu. Oradayken Illuga'nın hayatı huzur ve sükunet doluydu.\nOnu önceki hayatının küllerinden çekip çıkaran adam, yakın zamanda Starşina görevini devralan bir Işık Muhafızı olan Nikita'ydı. Ne var ki bu sıfat, omuzladığı yükü tarif etmeye yetmezdi. Zira son büyük savaştan sadece bir avuç kişi sağ kaldığı için, artık işi Işık Muhafızlarını sıfırdan inşa etmekten farksızdı.\nLempo Adaları halkı, ancak böylesi bir felaketi atlattıktan sonra atalarının aktardığı o korkunç masalların asılsız efsaneler olmadığını anlayabildi. Azimli birçok genç kadın ve erkek öne çıkıp uzun gece boyu nöbet tutanların arasına katıldı.\nYeni katılan Işık Muhafızları, Nikita'ya olan samimiyetlerinden ona \"İhtiyar\" diyordu, fakat olsa olsa, yılların zorluklarıyla yıpranmış orta yaşlı bir adam denebilirdi ona. Düşünceli ve sezgileri kuvvetli biri olarak, doğru kişiyi doğru yere yerleştirme konusunda yetenekliydi. Bu da her üyeye bir amaç duygusu vererek kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlıyordu.\nÜyelerinin konforlu bir hayatı terk edip sonsuza dek tehlikenin kıyısında yaşamalarını talep eden ve karşılığında onur dışında pek bir şey sunmayan bir örgüt için bu durum bir mucize sayılırdı.\nAncak şimdilik bunun küçük Illuga'yla pek bir ilgisi yoktu.\nPiramida'daki ilk bir iki yılında Nikita, Illuga'yla bizzat ilgilendi. Günlük hayatın inceliklerini öğretmekte pek iyi değildi, bunun başlıca nedeni kendisinin de bunları bilmemesiydi. Ama Illuga'ya savaş hakkında çok şey öğretti. Vahşi hayvanların hareketlerini takip etmeyi, onları savunmasız anlarında yakalayıp öldürücü darbeyi nasıl vuracağını gösterdi. Illuga çabuk öğrendi. Önündeki savaşa odaklandığında kabuslar artık onu rahatsız edemiyor gibiydi.\nAncak çok geçmeden, belki de çocuklara haksızlık ettiğini düşündüğünden ve Işık Muhafızlarının safları genişledikçe askeri görevlerin giderek daha da yoğunlaşmasından ötürü Nikita, Piramida'ya sığınan savaş yetimlerini ayrı bir konuta yerleştirmeye ve onlara özel bakıcılar sağlamaya karar verdi.\nBu çocuklar arasında Illuga en büyükleriydi ve şehir içinde kendi başına özgürce dolaşabiliyordu. Işık Muhafızları büyük bir aile gibiydi; aralarında ona kendi evlatlarıymış gibi bakan birçok \"amca\" ve \"teyze\" vardı. Ancak Illuga bu tür iyiliklere karşı temkinli bir mesafe koyuyordu. Diğer çocuklara göz kulak olmaya yardım etmenin dışında kalan vaktinin çoğunu Işık Muhafızlarının arşivlerinde tek başına geçiriyor ve sıkıcı kayıt yığınları arasında kendini kaybediyordu.\nBu belgeler kahraman hikayeleriyle doluydu ama içlerinde tek bir zafer bile yoktu. Her kaydın sonunda aynı basmakalıp satır beliriyordu: \"Bu yüce Işık Muhafızı, evini korumak için hayatını feda etti.\"\n\"Ev mi?\" Illuga bu kavramdan içgüdüsel olarak uzaklaştı. Aslında burayı uzun zamandır evi olarak görüyordu ancak bu kelimeyi hiç sesli söylememişti, sanki bu kelimeyi kullanmazsa dünyayı bir şekilde aldatabileceğini düşünüyor gibiydi."
},
{
"Title": "Karakter Hikayesi 3",